Geri Dönüş    

A.Ü. Tıp Fakültesi
Prof.Dr. Recep Akdur, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Halk Sağlığı
NTV Bilim dergisinin Şubat 2010-12. sayısında Serpil Yıldız'ın  hava kirliliği konusunda yaptığı röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz 
   

NTV  BİLİM - ŞUBAT 2010- SAYI: 12  Sayfa:  69-71

 

Kirli nefesiyle içimizi  daraltıyor. Evimize kadar girip boğazımıza  çörekleniyor. Ondan kaçış yok, kurtuluş hayal. Kirli hava ölçüsüz  şehirleşmenin öz evladı,hepimize kâbusu  yaşatıyor.

SERPİL YILDIZ

 

 

K

aynağı ne olursa olsun kirli havanın oluşmasını engelleyen yaptırımlar yoksa ya da bu kirli havayı başka bir yere taşıyıp götürecek bir rüzgar es­miyorsa, soluk aldığımız her an ge­nellikle farkında olmadan hayatımızı tehlikeye atıyoruz.Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'ndan Prof.Dr.Recep Akdur, hava kirlili­ğinin sağlık üzerine dört temel olumsuz etkisi olduğunu söylüyor: “Uzun süreli boğulma”, “kanse­rojen etki”, “bağışıklığın azalması” ve uzun vadede “ze­kada olumsuz etki”.

Uzun süreli boğulma, vücuda giden oksijenin, zaman içinde azalmasıyla ortaya çıkar. Bir de kişi­nin akciğerlerinde, kalbinde yetersizlik varsa, üze­rine oksijensiz, dumanlı ve kirli hava bindiği zaman nabız hızlanır ve solunan kirli hava miktarı artar; akciğer fonksiyonları giderek bozulur, "kronik obstruktif yani tıkayıcı akciğer hastalığı (KOAH) gibi hastalıklar ortaya çıkar ya da zaten varsa ağırlaşır. Bu olumsuz gelişmelerin üzerine grip ya da zatür­re gibi başka hastalıkların gelmesiyle, ölüm olasılığı da ortaya çıkar. Bu durum hava kirliliğinin açıktan neden olduğu, ama kişilerin genellikle fark edeme­diği uzun süreli bir boğulma durumudur. Yeteri kadar oksijen alamayan çocuklarda halk arasında "kan koyuluğu'' olarak bilinen alyuvar fazlalığı var­dır. Alınan oksijenin az olduğu durumlarda, daha çok oksijen taşınabilmesi için vücut alyuvar sayısını arttırır. Havası temiz yerlere gittiğinizde alyuvar sa­yısı normale düşer, kan berraklasır ve daha işlevsel bir hale gelir. Havanın kirli olduğu bir yere döndüğünüzde alyuvar sayısı yine artar ve buna koşut olarak kalp normalden daha fazla çalışır. Uzun süreli boğulma­nın akciğer sistemi, kalp sistemi ve kan sistemi üze­rinde çok ciddi olumsuz etkileri vardır.

 

Kirli havadan kanserojen maddeler de alınabi­lir. Özellikle çapı 2.5 mikrondan küçük katran, kurşun ya da karbon parçacıkları gibi ''parçacık maddeler" PM: kolayca solunup, akciğerin en uç bölgelerine oradan da kana geçebilir. Bunlar akciğer ve kan kanserlerine, hatta kanserin hemen her türüne neden olabilir.

Parçacık maddeler iç deri olan mukozaya zarar vererek, görevi belli büyüklükteki maddeleri dışarı atmak olan siliaları ( solunu yolunda bulunan küçük ince tüycükleri) felç eder. Böylece solunum yollarına giren partiküller dışarı atılamaz. Solunum yoları ve akciğerlere zarar verir. Bunların yakıcı olanları mukozalarda küçük yaralar oluşturarak mikropların rahatça yerleşebileceği alanlar yaratırlar. Bu nedenle hava kirliliği olan yerlerde, solunum enfeksiyonuna yol açan etkenlerin tümü, en dış kısımlardan derinlere kadar solunum yoluna kolayca yerleşir. Bunların yol açtığı enfeksiyon hastalıkları ağır ve ölümcül olabilir.

Bu konuda halkın gözlemlerini önemsemek gerekir; eskiden grip ya da nezlenin bir haftada iyileştiğini söylüyorlardı, oysa şimdi çok uzun sürüyor diyorlar. Bu gözlem çok doğru, çünkü hava kirliliği bu sonuçlan doğuruyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının, özellikle virüslerle oluşanlarının ağırlaşmasının iki nedeni var; ilki. virüsün güç kazanması, hastalık yapma ve yayılma özelliğinin artması, ikincisi de yaygın hava kirliliği, beslenme bozukluğu gibi nedenlerle vücut direncinin azalması.

 

Veriler güvenilir değil

2008 Kasımının ikinci yarısından başlayarak Ankara’da hava ölümlere yol açacak düzeyde kirli. Ancak sağlıklı ölçüm sonuçlarına ulaşmak zor, çünkü internet üzerinden de bilgi vermesi beklenen ölçüm istasyonları "dizin hatası" yüzünden devre dişi görünüyor. 18 Aralık 2008 günü Ankara'da SO2 kirliliği, metreküpte 9350 mikrogram, yani kabul edilen sınırın 31 katı olarak öl­çüldü. Metreküpte 2000 mikrogram ölüm sınırı, ölçülense onun 4,5 katı. Akdur'a göre bu, dünya tarihinin en yüksek rakamlarından biri. Hava kirliliğinin bu düzeylere çıktığının uzmanlarca fark edilmesi üzerine yetkililer, istasyonda ölçüm yapan aracın filtresinin tıkanmış olması nedeniyle, öl­çümün yanlış yapıldığını açıkladılar. Akdur, bu istasyonda esas olarak PM10, gazlar ve rüzgâr hızının ölçüldüğünü söylüyor. Buna bağlı olarak, açıklamadan çıkan sonuç pek ilginç "PM o kadar fazla ki, filtreyi bile tıkanmış!"

 

Sokakta basit önlemler

Özellikle yaşlılar, bebekler, başta akciğer olmak üzere kara­ciğer, böbrek gibi organlarıyla ilgili rahatsızlığı olanlar, kan­ser vb. nedenlerle bağışıklık sistemi zayıf olanlar, hava kirliliğinin ağır olduğu gün ve mevsimlerde sokağa olabildi­ğince az çıkmalı. Aslında içerideki hava daha az kirli olmasa da, en azından hareket kısıtlanmış oluyor. Evdeyken daha az hareket edilir; sokağa çıkınca hareket artar, nor­malden daha fazla nefes alıp verilir. Bu da kirli havayı daha çok solumak demektir.

 

Özellikte egzozdan yayılan kurşun gibi bazı kirletici madde­ler, havadan daha ağır oldukları için çökerler.

Bebeğinizi dı­şarı çıkarıyorsanız, pusette değil kucağınızda, hatta omuzlarınızda taşıyın. Basit maskeler hava kirliliğinden korumaz, çünkü yalnızca, bunlar yalnızca  çok büyük parçacıkları tutabilir.10 mikrondan büyük parçacıklar akciğerler (sağlıklı ise) tarafından zaten içeri alın­maz. Bundan küçük parçacıkların  solunması halinde kana karışmaları  kaçınılmaz olur.

NTV BİLİM  ŞUBAT 2010 SAYI 12   Sayfa   69-71